27 Mayıs 2010 Perşembe

Ülkemin geleceği benim çalışmama bağlıysa, kendimi feda ediyorum!

Dün emeklilik kararımı açıkladıktan sonra devlet erkanı birbirine girdi, ülke çapında protestolar başladı, avrupa birliği veto verdi "Saygın emekli olursa bu ülkenin hali nice olur, kalkınma planı programı sizi kurtaramaz, iç savaş çıkar ülke elden gider, biz de sizi ab'ye falan alamayız" diye.

Bütün bunlar olup biterken ben de ekmek bıçağını almış minik serçe parmağımı tahtanın üstüne koymuş kesmeye çalışıyordum. Mağlum bu parmak ömrü billah havada yükselmiş mağrur bir kuş, öyle ha deyince tahtaya yatıramıyorsunuz. Neden sonra (şiir kitabımı yayınlamadan önce romantik denemelere başlamak istedim) göz göze geldik. Bana veda etmek istemez gibiydi. Çok duygulandım, gözlerim doldu taştı. NE de olsa 26 yıllık prensesimdi o benim. Kraliyet ailesinin asaletiyle süzülürdü havada. Kıyamadım. Özgür bıraktım sonunda kanatlanıp uçsun diye.

İkinci şıkka geçtim sonra. Sabaha kadar amuda kalkmak suretiyle belime kaymış süsü vermek. İlk denemeerim başarısız oldu. Tabi yıllardır denememişim hamlamış vücut biraz. Ama yanlış sonuçlara da varmayalım gayet atlatik esnek bir yapıya da sahibim. Nitekim allahın hakkı olan 3. denememde başardım. Lakin aradan beş dakka geçmeden uyuyakalmışım öylece. Tabi, uyurkene pozisyon değişmiş kaşık pozisyonu olmuş. Belime bir zararı yok. Baktım bundan da iş çıkmayacak. Gittim yüzümü yıkadım. Giyindim. Bu sabah emekli olamayacağımı anladığımdan yine o çetin iş maratonuna koşturdum sabahın kör ayazında.

Tabi ki yılmadım. İşe gidene kadar yutkunmayıp üçüncü seçeneğime hazırlandım. Tükürükler salyalar birikti bi güzel. Ajansa geldiğimde günaydın diyenlere her zamanki uyuzluğumla hafifçe başımı salladım. Kimse bişeyden şüphelenmedi. Yerime oturdum. Herkesin işine en odaklanır göründüğü saat 10 sularına kadar tükürüklerim ağzımda kaynama noktasına geldi ama bekledim. Ve o an geldiğinde döner sandalyemi etrafımda beş tur attırıp, gözlerimi geriye devirip fıskiye misali başladım püskürtmeye. Hemen toplandı ahali. Noluyo ne bitiyo derken zekice bir tanesi hemen "sara olmasın laa bu" diye olayı istediğim noktaya getirdi. Başka biri de ellerimi çözmeye girişti. O açıyor ben kapıyorum o açıyor ben kapıyorum sonunda dayanamadım " bıraksana be kaşar, sana nöölüyö, şurda emekli olcaaz" diye patlamışım. Tükürükler de bizimkinin suratına patlamış tabi. Şimdi bu zekice plan nasıl yattı derseniz, neymiş efenim sara olsaymışım öyle bir anda kendime gelemezmişim.  Saçma sapan bahaneler. Dedim bırakın tamam bundan sonraki krizlerimde elime dokunmayın yeter bana.

Bu plan yatar anam ben anladım. İnanmadılar bana. Bende plan bitmez. Hemen iş aramaya başladım ki bu dahiyane planlarımı orada uygulama fırsatı bulayım, burada yapamadıklarımı taze yeni bir ortamda yapıp kendimi geliştireyim. Birkaç deneme yanılmadan sonra bunun da vuslatı hulveti boyladı.

Şimdi hobalaaaa!! o nedenmiş diyenlere:
Bu sabah yıldırım hızıylan miğdeme ardarda sol kreşeler yağdıran garayağız delikanlı bana bir hayat dersi verdi de ondan. Allah iki el vermiş çalışasın diye, allaaaaaah, iki kulak vermiş, işleri iyi duyasın diye, allllaaaaah-ü teala iki ayak vermiş, merdivenleri çıkıp yemekhaneye giderken formda kalasın diye ve o yüce allah iki göz vermiş, merdivenleri çıkarken, garayağız delikanlıya göz süzebilesin diye. Şimdi sen Allah ömür verdikce ve delikanlı da orda çalıştıkca zındık! sorarım çalışmayıp da ne yaparsın datçalarda?!
İşte aldığım ders de buydu. Kulağama küpe oldu. Gidip merdivenlerden çıkarak yukardan bi çay alıyım bari.. Gece uzun, daha çok iş var..

2 yorum:

  1. kim bu çocuk niye haberimiz yok

    YanıtlaSil
  2. ah bi görsen, gaşlı gözlü, döşü gıllı.. Bir içim su ablası :)

    YanıtlaSil