Dün emeklilik kararımı açıkladıktan sonra devlet erkanı birbirine girdi, ülke çapında protestolar başladı, avrupa birliği veto verdi "Saygın emekli olursa bu ülkenin hali nice olur, kalkınma planı programı sizi kurtaramaz, iç savaş çıkar ülke elden gider, biz de sizi ab'ye falan alamayız" diye.
Bütün bunlar olup biterken ben de ekmek bıçağını almış minik serçe parmağımı tahtanın üstüne koymuş kesmeye çalışıyordum. Mağlum bu parmak ömrü billah havada yükselmiş mağrur bir kuş, öyle ha deyince tahtaya yatıramıyorsunuz. Neden sonra (şiir kitabımı yayınlamadan önce romantik denemelere başlamak istedim) göz göze geldik. Bana veda etmek istemez gibiydi. Çok duygulandım, gözlerim doldu taştı. NE de olsa 26 yıllık prensesimdi o benim. Kraliyet ailesinin asaletiyle süzülürdü havada. Kıyamadım. Özgür bıraktım sonunda kanatlanıp uçsun diye.
İkinci şıkka geçtim sonra. Sabaha kadar amuda kalkmak suretiyle belime kaymış süsü vermek. İlk denemeerim başarısız oldu. Tabi yıllardır denememişim hamlamış vücut biraz. Ama yanlış sonuçlara da varmayalım gayet atlatik esnek bir yapıya da sahibim. Nitekim allahın hakkı olan 3. denememde başardım. Lakin aradan beş dakka geçmeden uyuyakalmışım öylece. Tabi, uyurkene pozisyon değişmiş kaşık pozisyonu olmuş. Belime bir zararı yok. Baktım bundan da iş çıkmayacak. Gittim yüzümü yıkadım. Giyindim. Bu sabah emekli olamayacağımı anladığımdan yine o çetin iş maratonuna koşturdum sabahın kör ayazında.
Tabi ki yılmadım. İşe gidene kadar yutkunmayıp üçüncü seçeneğime hazırlandım. Tükürükler salyalar birikti bi güzel. Ajansa geldiğimde günaydın diyenlere her zamanki uyuzluğumla hafifçe başımı salladım. Kimse bişeyden şüphelenmedi. Yerime oturdum. Herkesin işine en odaklanır göründüğü saat 10 sularına kadar tükürüklerim ağzımda kaynama noktasına geldi ama bekledim. Ve o an geldiğinde döner sandalyemi etrafımda beş tur attırıp, gözlerimi geriye devirip fıskiye misali başladım püskürtmeye. Hemen toplandı ahali. Noluyo ne bitiyo derken zekice bir tanesi hemen "sara olmasın laa bu" diye olayı istediğim noktaya getirdi. Başka biri de ellerimi çözmeye girişti. O açıyor ben kapıyorum o açıyor ben kapıyorum sonunda dayanamadım " bıraksana be kaşar, sana nöölüyö, şurda emekli olcaaz" diye patlamışım. Tükürükler de bizimkinin suratına patlamış tabi. Şimdi bu zekice plan nasıl yattı derseniz, neymiş efenim sara olsaymışım öyle bir anda kendime gelemezmişim. Saçma sapan bahaneler. Dedim bırakın tamam bundan sonraki krizlerimde elime dokunmayın yeter bana.
Bu plan yatar anam ben anladım. İnanmadılar bana. Bende plan bitmez. Hemen iş aramaya başladım ki bu dahiyane planlarımı orada uygulama fırsatı bulayım, burada yapamadıklarımı taze yeni bir ortamda yapıp kendimi geliştireyim. Birkaç deneme yanılmadan sonra bunun da vuslatı hulveti boyladı.
Şimdi hobalaaaa!! o nedenmiş diyenlere:
Bu sabah yıldırım hızıylan miğdeme ardarda sol kreşeler yağdıran garayağız delikanlı bana bir hayat dersi verdi de ondan. Allah iki el vermiş çalışasın diye, allaaaaaah, iki kulak vermiş, işleri iyi duyasın diye, allllaaaaah-ü teala iki ayak vermiş, merdivenleri çıkıp yemekhaneye giderken formda kalasın diye ve o yüce allah iki göz vermiş, merdivenleri çıkarken, garayağız delikanlıya göz süzebilesin diye. Şimdi sen Allah ömür verdikce ve delikanlı da orda çalıştıkca zındık! sorarım çalışmayıp da ne yaparsın datçalarda?!
İşte aldığım ders de buydu. Kulağama küpe oldu. Gidip merdivenlerden çıkarak yukardan bi çay alıyım bari.. Gece uzun, daha çok iş var..
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Mayıs 2010 Perşembe
11 Mayıs 2010 Salı
Bence 'bay'ma kal
Son günlerde çok tartışılan bir video var. Bu video yüzünden parti genel başkanlığından istifa etmek zorunda bırakılan bir siyasetçi... Beğenip beğenmemek, destekleyip desteklememek kişiye kalmış; ama iyi muhalefet yaptığını ve ülkenin zor günlerden geçtiği son yıllarda çok dirençli ve azimli durduğunu düşünüyorum.
Özel hayat özgürlüğünün sınırları çok tartışılan bir konu. Kamuoyunun bu kadar gözünün önünde olan kişilerin özel hayatına dikkat etmesi gerektiği görüşü de gayet yaygın. Hatta bu görüş çerçevesinde, haneye tecavüz ve yatak odasının gizli kamerayla dikizlenip bütün bir halkın gözüne sokulması ikinci plana itilebiliyor. Nacizane görüşüm, özel hayata tecavüz, özel hayata tecavüzdür. Bu noktada "evet ama yine de Baykal'ın böyle birşey yapmaması gerekirdi, ortaya çıkma sebebi ne kadar çirkin olursa olsun biz sonuca bakalım" demek, "tecavüz ettim ama zaten fahişeydi hakim bey, onun mesleği de bu" demek kadar çirkin.
İşte bu görüşlerim ve böyle olaylara prim vermeme mantığımla bu videoyu inatla izlememiştim. Ne kadar çok izlenirse hedefine o kadar yaklaşıcak diye düşünüyorum çünkü. Maalesef bu sabah tam kahve almaya yönelmişken arkadaşımın bir video izlerken ne kadar eğlendiğini gördüm ve merakıma engel olamadım. Sonra da gözlerimi alamadım.. Porno olsa miğdem kaldırmaz vallahi destur der kapattırırım! Ama bu başka bişeydi!
Allahım.... Aman allahım!!! O göt ne öyle lımbıl lımbıl, alelacele hareketlerle don ararken muallebi gibi sallanıyor! Don geçiriliyor, acele bitmiyor! Hadi hadi işimiz bitti anaaaam meclis elden gitmeden koşalım yetişelim tavrı... Meclis kaçıyor mu canım bi sigara içeydiniz bari! Peki Baykal'ın siyaset meydanı endamı ne öyle!! Anladık 72 yaşındasın, anladık parti genel başkanısın da kardeşim kadına bir latife bir lütuf yap.. Bir güleryüz bahşet. O kadar sert bakıyosun ki kadıncağız kaçacak delik arıyor!! "Bu herifin derdi ne acaba?! gensoruda yanlış yaptım da o mu aklına geldi" diye telaş yapmış zavallı!
Bence bu görüntüler gerçek olamaz. Bu görüntüler gerçekse seks kavramı gerçek olamaz. Eğer ki bu gördüklerim kanlı canlı, 2 dakka önce dünya nimetinin tadına bakmış iki insansa beşinci bir boyut olmalı ve bunlar da o boyuttan kazaren ele geçirilmiş görüntüler olmalı. Yok, kardeşim işte abartma, sevişmişler giyiniyorlar durumu varsa, bu işlerden elimi eteğimi çekiyorum. Aşkın şarabını bırakıp köpüklü banyomda yapayalnız viskimi yudumluyorum bundan kelli.
Özel hayat özgürlüğünün sınırları çok tartışılan bir konu. Kamuoyunun bu kadar gözünün önünde olan kişilerin özel hayatına dikkat etmesi gerektiği görüşü de gayet yaygın. Hatta bu görüş çerçevesinde, haneye tecavüz ve yatak odasının gizli kamerayla dikizlenip bütün bir halkın gözüne sokulması ikinci plana itilebiliyor. Nacizane görüşüm, özel hayata tecavüz, özel hayata tecavüzdür. Bu noktada "evet ama yine de Baykal'ın böyle birşey yapmaması gerekirdi, ortaya çıkma sebebi ne kadar çirkin olursa olsun biz sonuca bakalım" demek, "tecavüz ettim ama zaten fahişeydi hakim bey, onun mesleği de bu" demek kadar çirkin.
İşte bu görüşlerim ve böyle olaylara prim vermeme mantığımla bu videoyu inatla izlememiştim. Ne kadar çok izlenirse hedefine o kadar yaklaşıcak diye düşünüyorum çünkü. Maalesef bu sabah tam kahve almaya yönelmişken arkadaşımın bir video izlerken ne kadar eğlendiğini gördüm ve merakıma engel olamadım. Sonra da gözlerimi alamadım.. Porno olsa miğdem kaldırmaz vallahi destur der kapattırırım! Ama bu başka bişeydi!
Allahım.... Aman allahım!!! O göt ne öyle lımbıl lımbıl, alelacele hareketlerle don ararken muallebi gibi sallanıyor! Don geçiriliyor, acele bitmiyor! Hadi hadi işimiz bitti anaaaam meclis elden gitmeden koşalım yetişelim tavrı... Meclis kaçıyor mu canım bi sigara içeydiniz bari! Peki Baykal'ın siyaset meydanı endamı ne öyle!! Anladık 72 yaşındasın, anladık parti genel başkanısın da kardeşim kadına bir latife bir lütuf yap.. Bir güleryüz bahşet. O kadar sert bakıyosun ki kadıncağız kaçacak delik arıyor!! "Bu herifin derdi ne acaba?! gensoruda yanlış yaptım da o mu aklına geldi" diye telaş yapmış zavallı!
Bence bu görüntüler gerçek olamaz. Bu görüntüler gerçekse seks kavramı gerçek olamaz. Eğer ki bu gördüklerim kanlı canlı, 2 dakka önce dünya nimetinin tadına bakmış iki insansa beşinci bir boyut olmalı ve bunlar da o boyuttan kazaren ele geçirilmiş görüntüler olmalı. Yok, kardeşim işte abartma, sevişmişler giyiniyorlar durumu varsa, bu işlerden elimi eteğimi çekiyorum. Aşkın şarabını bırakıp köpüklü banyomda yapayalnız viskimi yudumluyorum bundan kelli.
31 Mart 2010 Çarşamba
aşk basittir: olursa nasiptir, olmazsa hasiktir
Psikanalistim Marcianne Blevis söyledi: Kıskançlık krizleri, aşkın değil küçükken yaşadığımız travmaların kanıtıymış. Psikoloji bilimine hürmette kusur etmem. Hemen çocukluğuma inip sebeplerini düşünmeye başladım. Geniş koltuğa uzanıp, rahat rahat anlatmak isterdim ama Marcianne beni duyamaz. Lakin ben onu okuyup içimdeki ruh hastasını tedavi edebilirim.
Örnekleri tek tek anlatmıcam tabi ki.. Ama bir john var ki beni çok derinden etkiledi. Bu yağız delikanlı sen git sevdiceğini adııııım adım izle! Neden? Kıskanıyor çocukcağız! Çünkü johninin babası bir angut! Evlatlık olan abisi johnu kıskanmasın diye bizim cücük beyinli baba, johna üvey evlat muamelesi yapmış. Kıskançlık o minik yavrucağın iliklerine işlemiş.
Düşünüyorum taşınıyorum... Benim öyle bir ablam var.. Evlatlık değil diye biliyorum ama bizimkiler benden saklamış da olabilir. Gerçi ayrıcalıklı taraf hep ben oldum. Ablam takdir aldığında yüzüne bakılmazken ben sınıfı geçtiğimde kutlama yapılırdı. Acaba üvey olan ben miyim? Bu durumda yırttım demektir. Sorunlu olması gereken öz çocuk olduğuna göre ablamı psikologa göndermek lazım.
Kitaba göre bu illet duygunun bir diğer sebebi ise kendine güven eksikliğiymiş. Napacağım, diğer kadın benden daha ince! Amanın bu herif benden daha yetenekli, ben bununla aşık atamam! O benden daha komik, kimse artık bana gülmez! gibi sendromlar hayatımızı karartmaya yetebilen özgüven eksikliğinden kaynaklanıyomuş meğer. Kardeşim, bu dünyada 4 milyar hatun kişi var! Bunların kimisi fındık götlü manken, kimisi atom mühendisi... Kıskan kıskan bitmez... diyor Marcianne. Haksız mı? Yerden göğe katılıyorum. Füze memeli aşifte yanımda manitaya bakmış, bizimki de ona çapkın çapkın göz süzmüş! Bunların hepsi bizim özgüven eksikliğimizin suçuymuş. İyi de hırsızın hiç mi suçu yok hanıııııım? demekten kendimi alamıyorum.
Anlık isyanıma bakıp kadının hakkını yemeyin. Çok güzel tespitleri var. Mesela, hayatında bi sik olmayan insanların hayatında yapacaklarına vakit bulamayacak kadar dolu olanları kıskandığını söylüyor. Biz buna halk arasında hasetinden çatlamak diyoruz. Halbuki kıskançlık kıskançlıkmış. Bunun aşk için olanı iş için olanı diye bir ayrım güdülmüyormuş bilim dünyasında.
Hemen kendi hayatıma dönüyorum. Küçüklüğümden itibaren geçmişin engebeli yollarına koyuluyorum. Gerçekten de ne zaman okul tatil olsa, yapacak birşeyim olmasa ve buralar bana dar gelmeye başlasa birilerini kıskanırım. O birileri genelde benim zavallı sevgililerim olur. Demek ki bunun adı masumane aşk oyunu değil, düpedüz hasetlikmiş!
Kitapta beni çok şaşırtan bir kıskançlık hali var. 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Ama işte psikologların aklına gelmiş! Zaten o yüzden onlar kocaaaaa bilim adamları, dünyayı kurtaran insanlar bense kendi haline bir web editor, metin yazarlığına baş koymuş dünya üzerindeki kara noktayım... Tabi kıskandığımdan değil. Ben o beladan kurtuldum artık!
Herneyse... Deriiiiin bir nefes alıp içimden ona kadar saydıktan sonra şaşırtıcı durumu hatırladım. Hani hep etrafımızdakilere nasihatlar veririz, %3'ünü anca kullandığımız nacizane beyinlerimizle akıl hocalığı yaparız ya... İşte bunu bile kıskançlığımızdan yapıyormuşuz! Ben her şeyin en iyisini bilirim, sen buralara geldiysen benim verdiğim akıl sayesinde geldin diyebilme güdüsüyle ahkam kesiyormuşuz meğer! Yok artık daha neler! Böyle fesat psikanalistler olduktan sonra arkadaşlarımıza mükemmel fikirlerimizi de aktaramayıııız, yapmaları gereken şeyleri de dayatamayız canım. Pes artık.
Kitap güzel. Bi kere bi sürü örnek var. Bakıp bakıp "oh oh benim durumum gayet iyiymiş" diye rahatlamak için çok ideal. Ayrıca burdan okuduklarımızı sevgilimize karşı koz olarak da kullanabiliriz. Bu açıdan da çok yararlı.
Ben özetle, haset etme ne olur çalış senin de olur, diyim, ana fikri anlayın.
Örnekleri tek tek anlatmıcam tabi ki.. Ama bir john var ki beni çok derinden etkiledi. Bu yağız delikanlı sen git sevdiceğini adııııım adım izle! Neden? Kıskanıyor çocukcağız! Çünkü johninin babası bir angut! Evlatlık olan abisi johnu kıskanmasın diye bizim cücük beyinli baba, johna üvey evlat muamelesi yapmış. Kıskançlık o minik yavrucağın iliklerine işlemiş.
Düşünüyorum taşınıyorum... Benim öyle bir ablam var.. Evlatlık değil diye biliyorum ama bizimkiler benden saklamış da olabilir. Gerçi ayrıcalıklı taraf hep ben oldum. Ablam takdir aldığında yüzüne bakılmazken ben sınıfı geçtiğimde kutlama yapılırdı. Acaba üvey olan ben miyim? Bu durumda yırttım demektir. Sorunlu olması gereken öz çocuk olduğuna göre ablamı psikologa göndermek lazım.
Kitaba göre bu illet duygunun bir diğer sebebi ise kendine güven eksikliğiymiş. Napacağım, diğer kadın benden daha ince! Amanın bu herif benden daha yetenekli, ben bununla aşık atamam! O benden daha komik, kimse artık bana gülmez! gibi sendromlar hayatımızı karartmaya yetebilen özgüven eksikliğinden kaynaklanıyomuş meğer. Kardeşim, bu dünyada 4 milyar hatun kişi var! Bunların kimisi fındık götlü manken, kimisi atom mühendisi... Kıskan kıskan bitmez... diyor Marcianne. Haksız mı? Yerden göğe katılıyorum. Füze memeli aşifte yanımda manitaya bakmış, bizimki de ona çapkın çapkın göz süzmüş! Bunların hepsi bizim özgüven eksikliğimizin suçuymuş. İyi de hırsızın hiç mi suçu yok hanıııııım? demekten kendimi alamıyorum.
Anlık isyanıma bakıp kadının hakkını yemeyin. Çok güzel tespitleri var. Mesela, hayatında bi sik olmayan insanların hayatında yapacaklarına vakit bulamayacak kadar dolu olanları kıskandığını söylüyor. Biz buna halk arasında hasetinden çatlamak diyoruz. Halbuki kıskançlık kıskançlıkmış. Bunun aşk için olanı iş için olanı diye bir ayrım güdülmüyormuş bilim dünyasında.
Hemen kendi hayatıma dönüyorum. Küçüklüğümden itibaren geçmişin engebeli yollarına koyuluyorum. Gerçekten de ne zaman okul tatil olsa, yapacak birşeyim olmasa ve buralar bana dar gelmeye başlasa birilerini kıskanırım. O birileri genelde benim zavallı sevgililerim olur. Demek ki bunun adı masumane aşk oyunu değil, düpedüz hasetlikmiş!
Kitapta beni çok şaşırtan bir kıskançlık hali var. 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Ama işte psikologların aklına gelmiş! Zaten o yüzden onlar kocaaaaa bilim adamları, dünyayı kurtaran insanlar bense kendi haline bir web editor, metin yazarlığına baş koymuş dünya üzerindeki kara noktayım... Tabi kıskandığımdan değil. Ben o beladan kurtuldum artık!
Herneyse... Deriiiiin bir nefes alıp içimden ona kadar saydıktan sonra şaşırtıcı durumu hatırladım. Hani hep etrafımızdakilere nasihatlar veririz, %3'ünü anca kullandığımız nacizane beyinlerimizle akıl hocalığı yaparız ya... İşte bunu bile kıskançlığımızdan yapıyormuşuz! Ben her şeyin en iyisini bilirim, sen buralara geldiysen benim verdiğim akıl sayesinde geldin diyebilme güdüsüyle ahkam kesiyormuşuz meğer! Yok artık daha neler! Böyle fesat psikanalistler olduktan sonra arkadaşlarımıza mükemmel fikirlerimizi de aktaramayıııız, yapmaları gereken şeyleri de dayatamayız canım. Pes artık.
Kitap güzel. Bi kere bi sürü örnek var. Bakıp bakıp "oh oh benim durumum gayet iyiymiş" diye rahatlamak için çok ideal. Ayrıca burdan okuduklarımızı sevgilimize karşı koz olarak da kullanabiliriz. Bu açıdan da çok yararlı.
Ben özetle, haset etme ne olur çalış senin de olur, diyim, ana fikri anlayın.
22 Mart 2010 Pazartesi
çok güzel başlayan her şey sikik bitmek zorunda mı sevgili günlük?
Dün topshopta yıllardır hayalini kurduğuım ayakkabıları gördüm.. Sağ ayağıma giyip aynaya baktığım an dünya durdu. Belki bundan 8 sene önce olimposta aşık olduğum bitli hippinin, gecenin bi yarısı bütün meraklı bakışlar önünde şarkısını yarıda kesip "sen sırtında güneş dövmesi olan kız mısın" dediği günden beri daha mutlu hissetmemiştim. Sonuç ne oldu? ayakkabıları ayağımı vurdu, bütün gün oluk oluk kanayan ayaklar yılların rüyasını yerle bir etti. O bitli de her gün aynı yemek yenmez desturuyla beni yıllar içerisinde birkaç kez boynuzladı.
Bilen bilir, dün zengin olma hayalleriyle kabıma sığmayarak sabahı zor ettim. Bugün büyüklerimin elini öpüp maaşıma zam isteyecektim. Sonra da yıllardır hayallerini kurduğum bütün ayakkabıları alıcaktım. Eeeee tabi bunlar patron kısmı.. öyle el etek öpmek de kolay değil.. Meğer önce randevu almak gerekirmiş!! (bana bunu söyleyen olmadı ama ben bunu çıkartıyorum).. Gidersin, odası dolu, toplantısı var, gidersin odası dolu, misafiri var, gidersin yerinde durmaz kahvesini içmeye gitmiştir.... Böylece bütün enerjin tükenir ve parası batsın zaten ayakkabı alıyorum da noluyo, sakat kalmaktansa fakir olurum, deyip bilgisayarınıın karşısında sinersin. Evet böyle oldu.
Kadim dostlarım! Anlatmakla bitmez! Geçen yine çok güzel başlayan bi olaylar silsilesi başıma gelmişti. Günlerce içim pır pır ettikten sonra, gel zaman git zaman ateş bacayı sardı.. Bizim aşıklara yuva, dervişlere tekke, berdüştlere mekke olmuş Peyotedeydik. Tabi ben delikanlıya sırnaştıkça sırnaştım. Annem hep ağır ol hanım desinler diye boşuna dememiş. Başta kilo al demek istiyo sanırdım ama şu an anlıyorum ki çok daha derin bi şey anlatıyomuş. Uzun lafın kısası bu çok mutlu an bir hafta uzadı. Sonrası malum, yazımın konusu..
Matematiğim zayıftır. Garsona para üstü doğru mu derim doğru derse cebe atarım. Ama bu olaylardan bir ders alıcak kadar da zekiyim. Çok güzel görünen hiçbişeye başlamıcaksın! Ayakkabılar çok mu güzel? az güzelini al, arkadaşın çok mu iyi, az iyisini bul... Daha az acı çekersin diyorum kendime ve meditasyon yapmaya gidiyorum.
Bilen bilir, dün zengin olma hayalleriyle kabıma sığmayarak sabahı zor ettim. Bugün büyüklerimin elini öpüp maaşıma zam isteyecektim. Sonra da yıllardır hayallerini kurduğum bütün ayakkabıları alıcaktım. Eeeee tabi bunlar patron kısmı.. öyle el etek öpmek de kolay değil.. Meğer önce randevu almak gerekirmiş!! (bana bunu söyleyen olmadı ama ben bunu çıkartıyorum).. Gidersin, odası dolu, toplantısı var, gidersin odası dolu, misafiri var, gidersin yerinde durmaz kahvesini içmeye gitmiştir.... Böylece bütün enerjin tükenir ve parası batsın zaten ayakkabı alıyorum da noluyo, sakat kalmaktansa fakir olurum, deyip bilgisayarınıın karşısında sinersin. Evet böyle oldu.
Kadim dostlarım! Anlatmakla bitmez! Geçen yine çok güzel başlayan bi olaylar silsilesi başıma gelmişti. Günlerce içim pır pır ettikten sonra, gel zaman git zaman ateş bacayı sardı.. Bizim aşıklara yuva, dervişlere tekke, berdüştlere mekke olmuş Peyotedeydik. Tabi ben delikanlıya sırnaştıkça sırnaştım. Annem hep ağır ol hanım desinler diye boşuna dememiş. Başta kilo al demek istiyo sanırdım ama şu an anlıyorum ki çok daha derin bi şey anlatıyomuş. Uzun lafın kısası bu çok mutlu an bir hafta uzadı. Sonrası malum, yazımın konusu..
Matematiğim zayıftır. Garsona para üstü doğru mu derim doğru derse cebe atarım. Ama bu olaylardan bir ders alıcak kadar da zekiyim. Çok güzel görünen hiçbişeye başlamıcaksın! Ayakkabılar çok mu güzel? az güzelini al, arkadaşın çok mu iyi, az iyisini bul... Daha az acı çekersin diyorum kendime ve meditasyon yapmaya gidiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

