10 Ağustos 2010 Salı

Kahraman olayım derken elinden kaza çıkmasın, man?

Gün gelir ARG oyunlarının da modası geçer sanmıştık. Yanılmışız. En azından henüz değilmiş. Gün geçmesin ki bu oyunlara bir yenisi eklenmesin. Bence eklenmesin. Gençlerimizin körpe beyinleri cinayet fikrini normalleştirmesin. Sonra PC başında masum masum ARG oynarken bir anda sokağının köşe başından ilk geçen kurbanı öldürmesin Japon oğlumuz.

Benim de aklımı çelmedi değil. Özellikle yeni Dexter kampanyası. SCVNGR ile merak uyandıran navigasyonlu bir giriş yaptı. İpuçları şehrin farklı park, bahçe, dereboyu neyim ne varsa serpiştirilmiş. İşim gücüm olmasa alır büyütecimi çıkarım keşfe. Bir de Boston'da olsaydım tabi. Neyse ki Boston'lu genç kaşifler yokluğumu aratmıyor. Forumlara bakıyorum da genç Amerikalılar maşallah FBI gibi çalışıyorlar.

SCVNGR'den topladığın ipuçları seni özel uyku analiz web sitesine götürüyor.  Urnameurlife isimli kullanıcı da twitter'dan ipuçları vermeye devam ediyor. Aynı zamanda Serial Hunterss ismiyle bilinen bir kadın da kendi adıyla yaratılmış web sitesinde bilgilendirici videolar ve ipuçlarıyla cinayetin çözülmesi için elinden geleni yapıyor.

Küçüklüğünde Inspector Gadget'ı kaçırmayanlar da işi gücü bırakıp topladıkları ipuçlarını birleştiriyor ve forumlarda fink atıyor. O forum senin bu forum benim en zeki dedektif kimmiş gösteriyorlar.

Hayır kıskandığımdan değil. Ben de her şeyi bırakıp kendimi sokaklarda saç kılı sigara izmariti aramaya adayabilirim. Zevkli olmayacağını da iddia etmiyorum. Bu kadar insan oynuyorsa vardır bir bildikleri. Ama bunun cinayet değil de ne biliyim küresel ısınmayı durdurmak için olanı çıksın, Haydar'la Gülsüm'ü kavuşturmak için olanı çıksın sonuna kadar desteklemeyen en adi şıllıktır burdan söylüyorum.

6 Ağustos 2010 Cuma

3 Ağustos 2010 Salı

Keçileri kaçır, dünya kurtulsun

The man who stare at goats, meali; keçilere dik dik bakan manyak. Filmi dün akşam ne izlesem diye aranırken buldum. Nedense aklıma ilk Yaban Koyununun İzinde geldi. Haruki Murakami'nin beni vakti zamanında esir alan romanı. Filmin ortalarında ise içgüdülerime güvenmem gerektiğini anladım; nitekim görmezden gelinemeyecek benzerlikler var.

Amerikan ordusunda görev yapan üst düzey bir asker "ben ne yaparım ne ederim de Allahın sevdiği, dünyanın gözdesi Amrikamı daha iyi savunma yolları bulurum?" diye düşünür taşınır. Bir süre kafa dinleyip farklı ortamlar görmek için bir hippi kampında yıllarını geçirir. Sex drugs rocknroll derken sevginin gücünü keşfeder ve bunu yüce Amerikan rüyasını gerçekleştirmede kullanmak için orduya döner. Askerlerini asil bir yogi edasıyla yetiştirir. Lsd, çiçek, böcek... sevgi için ne gerekiyosa kullanır. Bütün askerlerine akıl ve gönül gözü sayesinde üstün yetenekler kazandırır. Sadece bakarak karşısındakini silah bırakmaya ikna etmek gibi. Çünkü Amerikan ordusu zamanında Vietnam'a da Irak'a da hakkıyla girmiştir ya, karşısında ona silah doğrultacak bir şerefsiz görse aslında donuna kadar soyundurup koştururken öldürse yeridir, amma ve lakin yüce insanlıkları sayesinde onlar öldürmeyi değil silah bıraktırıp öyle ülkeyi öyle soymayı tercih ediyolarmış senaryoda. Zaten Iraklı bir siville bu ince ruhlu amerikan askerleri arasında geçen bir dialogda da dediği gibi; Irak'da çürük elmalar olduğu gibi Amerika'da da var. Irak'daki çürük elma: Karşısında annesi, babası, evladı veya komşuları öldürülürken sessizce saklanmayıp da Amerikanlara ateş eden hain. Amerika'daki çürük elma: jeepiyle benzin almaya geldiği sırada durup dururken sivil halkın üzerine yaylım ateşi açan çılgın asker. Aynı şey zaten, değil mi?

Peki bu adam niye keçilere bakıyor dik dik? Çünkü bakarak öldürme yönetimini deniyorlar! Bence bu da olur yakında, işte o zaman samimiyet hak getire! Kimse kimsenin gözüne bakamaz olur. Ben kedimin gözüne bakanın gözünün yaşına bakmam mesela. Gördüm bi kere zavallı keçi kendi haline geviş getirirken pat diye düşüp hakkın rahmetine kavuştu. İşte bu bakışma sırasında Yaban Koyununun İzinde soğuk bir gölge gibi geçti kareden. Cümle şu "Keçiye bakarken onu içimde hissetmiştim. Keçi benim içime girmişti". Tıpkı kitapta koyunun ele geçirmek istediği insanların içine girmesi gibi. Hayvanlar arasında da pek bir fark olmadığı için bu izlenimi uyandırmış olabilir bende, haşa arak demiyorum.

Gülmek için bire birdi bence. Absürd filmleri severim ne yalan söyliyim. Ama mantık hataları, ama alttan mesaj vermeler de olsa oyunculuk da iyiydi, senaryo da gayet absürdtü (iyi bir yorum). Ben izlemekde çok geç kalmışım, film teeee martta vizyona girmiş kalkmış bile. Ama izlemeyen varsa izlesin, bende var yollarım. Geri getirmek şartıyla!